10/02 Günlük Saçmalar

Günlerden Pazartesi. Hava güneşli, yerler buzlu. İçimde tarif edilemez bir mutluluk yok. İçimde mutluluk yok. Geldik gidiyoruz modundayım. Hafta sonuna daha çok var. Günü güzel kılan tek şey bir haftalık gecikmeyle maaşların belki bugün hesaba yatacak olması.

Bir umuttur yaşamak.

Geçen ay ki maaşımla dolar almıştım. 5 ayın en yüksek seviyesindeyken almışım. Anlık kısa süreli bir yükseliş olmuş ve ben bunu fark etmeden ”al” butonuna bastım. Sonra ne mi oldu? Bir aydır eksideyim. İçim buruk kalbim kırık. Günde 3 kez hesabıma bakıp dolar yükseldi mi diye takip ediyorum. Aldığım üç kuruşu da yaptığım dahice hamlelerle bitirdim.

Bilinçaltı temizliği, grabovoi sayıları, çakra, kök çakra diye bir süredir kafamı meşgul ediyorum. 55 kilo olamamamı akşamları geç saatte yediğim abur cuburlara değil bilinçaltıma atıyorum. Çünkü böyle. Günah keçisi bulmalıydım. Seni seçtim bilinçaltı. Bir gazla Oniks taşından kolye aldım. Kullanmadan önce toprağa yatırmak gerekiyormuş, bütün gece salondaki ağaç görünümlü bitkinin saksısında yattı mışıl mışıl. Bugün canım bir şey istemezse eğer bunu Oniks taşının marifetine sayacağım ve benim durumumda olanlar varsa diye her yerde duyuracağım. Çünkü kilo verme sürecinde hepimiz kardeşiz.

Yazacaklarım bu kadar. Musmutlu günleriniz olsun.

Baba Beni Okula Gönderme

Sömestr tatilinden sonraki ilk gün, Pazartesi. 3 gün önceden başladı okul stresi.

Arkadaşlarını özledin

– hayır özlemedim.

öğretmenini özledin.

– biraz özledim

arkadaşların seni özlemiştir.

– sanmıyorum.

eeeee okulda özlediğin bir şey vardır.

– evet teneffüsleri özledim.

Sabah bin bir zorlukla uyandırdım. Hazırlanırken karne gününe kaç gün kaldığını hesapladı. Bir haftalık tatili düş, 23 Nisan’ı, 19 Mayıs’ı da düş, doğum günümü düş çünkü kimse doğum gününde okula gitmemeli….

Ne yaparsak yapalım okulu sevmeyecek. Bu gerçekle yaşamayı öğrenmeliyiz.

Hey Gidi Günler -1

1999 depreminden önce şehrin merkezindeki mahallemiz mahalle gibi değil de köy gibiydi. Yollarında ineklerin dolaştığı, bahçelerde tavuk yetişen bir yerdi. O zamanlar çocuk gözümle bakınca her yer uçsuz bucaksız tarlaydı.

Şimdi o yerden eser yok tabi ki. Tarlalar imara açıldı, bunu bekleyen müteahhitler yerle bir etti mahalleyi. Her yer bina, bir de AVM si oldu. Tanımakta zorlandığım bir yer haline geldi doğup büyüdüğüm yer.

Evimizin yanında ahşap, iki katlı bir ev vardı. 99 depreminde yıkıldı gitti. İçindekiler de memleketlerine gittiler.

Bahçesinde ahır, kümes ve domates biber yetiştirilen bostanı vardı.

Bu kümeste de aksi mi aksi bir horoz vardı. Geleni geçeni kovalardı. Bir gün arkadaşımı çağırmaya gitmiştim. Horoza görünmemeye çalışarak fakat ne yazık ki görüş alanına girdim. Ben kapıyı çalıyorum, horoz yavaş yavaş üzerime geliyor. Daha sert vurmaya başladım çünkü bu geliş şimdi yedim seni gelişi (bunun bir de manda ile olanı var, nerde olsa tanırım bu gelişi). Kanatlarını kaldırdı ve üstüme uçtu. Kocaman çığlık attım. O can havliyle kapıyı yumruklayarak açıp içeri girdim. Omuz atsam evi bile yıkardım öyle Zeyna hissettim kendimi. Eve bir girişim var evlere şenlik. Bir sorun daha var ev sakinleri evde yok. Ben evin içindeyim. Horoz dışarıda. Paparazzilerden kaçarken tuvaletin penceresinde sıkışan Hande Ataizi gibi kalakalmıştım oracıkta.

Gitsem gidemem, kalsam kalamam.

Şaştım bu işe.

Hayır mı şer mi bilmem ama ateşteyim ben ateşte

Sonra biri gelmişti de, horozu kovalamıştı. Öyle kurtulmuştum bu acınacak durumdan.

Mahallenin Hovardası, Çilli Horozum,
Tavuklarımın Kocası, Çilli Horozum,

Horoz Değil Gatır Idi ,

Daldan Odun Indirirdi
Sırtına Binsem Götürürdü , Çilli Horozum,
Yedi Köyün Hovardası Çilli Horozum
Hindilerin Gorkulu Rüyası, Çilli Horozum

Horozun sonu da bu güzide dörtlükte gizli ;

Horozumu Gaçırdılar,

Damdan Dama Uçurdular


Suyuna Da Pilav Pişirdiler,

Çilli Horozum,

Bu da diğer horozlara ders olsun.

İki Orta Bir Sade

Herşey bir şakayla başladı. Ofiste sevgili şefim içtiği kahvesini her gün telefonundaki falcı uygulamasına göndermek için kapatır. (Kendisi 48 yaşında, 3 çocuk babası). Bir gün gelen yorumu okurken fincana bir de bek bakayım dedim. (Hayatımda hiç kahve falına bakmamış biriyim ve ne ara yürek yediysem başlangıcı şefin fincanıyla yapmak istedim) sen fal bakar mıydın dedi. “Yok sallayacağım birşeyler” diyemedim tabi “ eh işte ufaktan anlarım birşeyler” dedim. O gün bugün her gün fincanı kapatır bana verir. Bende bir güzel sallarım şey pardon fal bakarım diyecektim.

İşin özü şu iyi gözlemciyimdir. Eee günün 9 saati birlikte olunca baya bilgi ediniyorum kendisiyle ilgili. Bende fincana bakınca duymak istediği şeyleri söylüyorum. Aslında moral verip motive ediyorum. Pozitif enerjiyle doluyor, bazen coşuyor, bazen kahkahayı basıyor. Haliyle bu pozitif ruh hali de bize yansıyor.

Ama bir kötü yanı var bu işin. Fincanı kapatan bana geliyor. Bir iki derken zamanımı baya almaya başlamıştı ki şef çare buldu. Meşgul etmeyin işi var diyor gönderiyor diğerlerini.

Şimdi kafamda deli sorular. Fincanın tanesine 30 tl den baksam (piyasa da 50-80 arası gibi birşeymiş) her gün 3 adet dersen oooo iyi para. Taş atıp kolum yorulmadı ya. Motivasyon kitapları okusam biraz. Biraz YouTube dan falcı videoları izlesem tamam oldum ben. Yaparım bu işi. Zamanla girişimci kafamı kullanır kobi kredisine başvurur bi dükkan tutar oradan zincir dükkanlarla Türkiye ye açılırım. Yılın girişimcisi olur dergilerin kapaklarında yer alırsam da burada size duyururum.

Şimdi şu an gözlerimde dolar işareti belirdiğini eminim.

Şimdiden söylüyorum bu geleceği parlak şahane dahiyane fikrimi alıp zengin olursanız beni de görün emi.

Zengin olmadığıma göre ben uyuyayım yarın işe geç kalmayayım. Kovulmaktan şef bile kurtaramaz beni yoksa.

Uyanamayanlar

Sabahları uyanmakta zorlanıyorum. Alarmı normal kalkma zamanımdan yarım saat öncesine ayarlıyorum ki ertele ertele ertele yaparak normal sürede kalkabiliyorum. Hele ki dışarıda hava kötüyse off kafa saatimin uyanması daha da zorlaşıyor.

Bazen YouTube dan terelelli listemden birşeyler açıyorum ki uyanma sürecim sancısız geçsin.

Bu sabahın şanslısı bunu seçtim.

Hadi hep birlikte kopalım.

Kınayı Getir Aney

Kına gecesinden bildiriyorum. Boluluyum Bolulu, erik dalı bu sene de zirveyi paylaşıyorlar.

Söz, nişan, kına ve düğünlerin vazgeçilmezi organizasyonlar halay başında.

Gelin kızımızın kıyafeti saçı makyajı herşeyi muhteşem. Baldız mevkisinde bulunan ikiz kızkardeş de bekar oğlu olan teyzelerin radarında. Gerçi genç kızların çoğu pek güzeller bu akşam. (İşten çıktığım gibi geldiğim için göz altlarım muhtemelen akan rimel ve kalemden karardı.aynalara bakamıyorum. )

Salon buz gibi. Isınmak için oynayanlara katılsam mı diye düşündüm bir ara. Bir de açım. Öğlen iş yerinde yediğim yemekle duruyorum. Gelirken yolda birşeyler alır atıştırırım dedim ama aksi gibi karşıma çıkmadı. Çerez dağıtırlarsa onunla açlığımı bastırırım. Şanslıysam mideleri cayır cayır yakan bayat kurabiyelerden de dağıtırlar. Yanında da ağızda ilaç tadı bırakan markasını ilk kez göreceğim meyve suyu da olursa ohh mis.

Müzikler her yöreden. Balkanlar’dan başladı, Trakya yöresi, iç Anadolu , Karadeniz şeklinde geziyoruz.

Şimdi yüksek yüksek tepelere eşliğinde gelin kızımız gelecek. Avucunu açmayacak, Naz yapacak. Kayınvalide avucuna altın koyacak. Kınası yakılacak. Gözyaşları akacak. Muhtemelen izleyenlerin çoğu da ağlayacak . Ben duygusal olamadığım için ağlayamıyorum bu durumlarda. Ağlamalı oynanmalı bir akşam geçireceğiz.

Ayaklarımı hissetmiyorum soğuktan. Ben oynamaya gidiyorum ısınmak için .

Amanın oynasın eller.

Diller kaynasın diller

Eller ne derse desin

O dillerini yesinler

Güncelleme: soğuktan vücudumun 3/4 ünü hissetmeyince koca kişisini arayıp gel beni kurtar dedim. Süperman gibi yetişti. Sıcak evimde sıcak çayımı içiyorum.

Evlenecekseniz lütfen sıcak havaları seçin çünkü o klima görünümlü cihazlar çalışmıyor. İçleri boş. Plasenbo etkisi yaratıyorlar başka da işlevleri yok yok

6/12 Günlük

Son paylaşımımda işe başladığımı söyledim. İşteki ikinci haftayı doldurdum. Evden uzakta olmak, sürekli beni meşgul eden işlerin olması ruhuma iyi geldi. Ruhsuz depresif halimden yavaş yavaş sıyrılıyorum. Üstümdeki ölü toprağını atıyorum. Şu da var, işim çok mükemmel mi? Hayır. Maaşı düşük ve çok yorucu ama ben artık eski tembel oflayan, herşeyden şikayet eden biri değilim. Dibi görmüş biri olarak küçük güneş ışığına tutundum yavaş yavaş yüzeye çıkıyorum. Bu işte bana oksijen tüpü oldu.

Son zamanlarda günlerim böyle geçiyor.