Bir Tatlı Gülüş

Hepimiz huzurlu bir gelecek istiyoruz. Çocuklarımızında gelecekleri mutlu huzurlu olsun istiyoruz pekala. Peki onlara iyi bir gelecek sunmak için neler yapıyoruz? İyi okullara , imkan varsa ilave kurslara, hobi merkezlerine gönderiyoruz. Hafta sonları ailecek avm sinema , doğa yürüyüşleri, piknik gibi faaliyetlerle de birlikte vakit geçiriyoruz.

Peki bunlar iyi bir gelecek için yeterli mi? Özellikle günümüzdeki 3. sayfa haberlerinin çokluğunu görünce. Sizi bilmem ama ben dehşete düşüyorum. Duyduğum endişeden uykularım kaçıyor. Aramızda yaşayan, bu belki komşumuz belki iş arkadaşımız fakat iç dünyası zift gibi karanlık olan insanların olduğu düşüncesi beni deliye çeviriyor.

Biz ne ara bu kadar kötü olduk diyorum. Belki de hep böyleydik. İçimizde bir yerlerde bastırılmış duygular hep vardı.

Sonra o canavarlaşmış ruhların çocukluklarını aklıma getiriyorum. Sevimli birer bebektiler. Doğduklarında kiminin babası iş arkadaşlarına baklava dağıttı. Kimi koç kurban etti. Kimi Mevlüt okuyarak kutladı.

Onların aileleri de gelecek hakkında planlar yaptı. Endişeler duydu. Sonra ne oldu da o minik kalpler birer canavara dönüştü.

Dönüşüm noktası, kırılma anı

Bir insanı canavara dönüştüren o an

Sebep olan ne?

Bunun cevabını çok düşünüyorum.

Aile içi şiddet, maddi imkansızlıklar, ahlak yoksunu ortamda yetişme, irade zayıflığı, iyi örnek olamama.

Evet bunlar iç dünyasında fırtına kopartan şeyler. Kişi de intikam duygusunu körükler. Canavara dönüştürür.

Peki üstüme düşen görev ne? İyi örnek olmayı ele alıyorum. Huzurlu bir hayat istiyor isem çevreme huzur dağıtmalıyım. Çocuğumun huzurlu bir geleceği olsun istiyor isem yine çevreme huzur dağıtmalıyım.

Ben kendim ve çocuğum için küçük ama geri dönüşünün büyük olacağına yürekten inandığım bir yöntemi uyguluyorum.

Tebessüm…

Yürürken, alışveriş yaparken yüz yüze geldiğim insanlara tebessüm ediyorum. ( günümüzde bazı çevreler tarafından yabancıya tebessüm eden kadına iyi gözle bakılmasa da). Yüzümden tebessümü eksik etmemeye çalışıyorum. Eğer aynı karşılığı görürsem iyi günler, kolay gelsin, geçmiş olsun gibi iyi dileklerde bulunuyorum.

Sihirli değneğim yok bütün insanlığı bir anda pamuk şekere dönüştüremem. (Oralarda sesimi duyan varsa bu dileğimi dikkate alsın lütfen. ) Benim yaptığım göle minik bir taş atmak.

Minik bir dokunuş yapıyorum. O birinin ikiye, ikinin dörde ulaştığına inanıyorum bütün kalbimle. Gerçekte etki yapmıyor olabilirim. Olsun bundan benim haberim yok ki. Olumsuzluktan haberim olmadığı için moralimi de bozmuyorum. Yola aynı tebessümle devam ediyorum.

Hadi sizde bu harekete katılın. Kalplere minik tohumlar bırakalım. Kim bilir bazı kalplerde tohumlar çiçek açar. Bilemeyiz fakat dileyelim, inancımız tam olsun.

Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın…

Reklamlar

Günün Şarkısı

 

Üniversiteye hazırlandığım yıl bu albüm çıkmıştı. Kursa giderken verilen harçlıklarla almıştım. Kaset çalara koyar tekrar tekrar dinlerdim. Şimdi dinledikçe hoş bir tat bırakıyor damağımda. Sizde aynı tatlığı hissedersiniz umarım..

Bu Bir Başarısızlık Hikayesi

1,5 sene önce yeni bir işe atıldım. Kendi işimi kurdum ama başarısız oldum. Dibe vurdum. 34 yaşına gelmiş biri olarak geriye dönüp baktığımda başarı olarak anlatabileceğim bir şeyim olmadığını görüyorum. Çünkü bana başarı “çocukta yaparım kariyerde” olarak öğretildi. Başarılı kadın denince kafamın içinde canlanan resim, topuklu ayakkabılarıyla şık giyimli bir kadının bir elinde bilgisayarı bir elinde mama kaşığı sakince çocuğunu doyurması oldu. Çünkü annem okumak istediği halde okumasına izin verilmemişti ve onun yapamadığını ben yapmalıydım. Kolumda altın bileziğim olmalı, ayaklarım yere sağlam basmalıydı.  Muhakkak ama muhakkak iyi bir işte çalışmalı, çok çok iyi paralar kazanmalıydım. Evim arabam olmalı. Yazları deniz kenarında, hafta sonları  turlara katılmalı. İstediğim gibi alışveriş yapmalı, hiç bir şeyden mahrum bırakmamalıydım kendimi. Peki bunlar oldu mu hayır.  Peki ben ne oldum bu durumda  dibe vurdum.  Hayaller hayatlar kısmında en başarısız hayatı oynadım kendime.  “Başarılı” olarak gördüğüm kişileri sosyal medya hesaplarına bakıp tırnaklarımı kemirdim. Fesatlık, kıskançlık artık nasıl adlandırılırsa hepsini yaşadım iç dünyamda. Ben neden onlar gibi olamıyorum diye kendime kızdım ki hala kızıyorum.  yani benim sözlüğümde “başarı” kelimesinin açılımı bunlar oldu.

Şu da var hayatımdaki başarısızlıklardan dolayı başkalarını suçladım.  Yahu ne saçmalık  herkes kendi tercihinin sorumlusudur diyebilirsiniz.   Tabi ki saçmalık fakat ben suçluyorum. Suçlamakla geçici bir iç rahatlığı yaşıyorum sadece.  Öğle sıcağında buz gibi suyun ilk yudumunun verdiği ferahlık gibi. Geçici bir rahatlama.

Evde yalnızım şu an bilgisayarı açtım ve yeni yapabileceğim işleri araştırıyorum, notlar alıyorum. Bir yandan klasik müzik açtım. Yıllar önce sırf farklı görünmek için gereksiz yere para harcadığım zamanlarda aldığım klasik müziklerden oluşan cd yi buldum bu sabah.  Belki havam değişir, ilham perisi gelir ” hadi kızım bu günün şanslısı seni seçtim” der ve sihirli değneğiyle şöyle bir dokunup bütün hayatımı kökten  oynatacak hamlesini yapar diye bekliyorum. Filmlerde böyle olmuyor mu? Ressamın ağzında sigarası en büyük eseri olarak gördüğü resmini bitirmeye çalışırken arka fonda hep klasik müzikler olmaz mı? Ya da benim hayal ürünüm mü bütün bunlar?  Ne olursa olsun bekliyorum o periyi. Adı ister şans olsun ister ilham fark etmez. Sihirli güçleri olsun ve hayatıma dokunsun.  Ocakta çayım ve fırında da kekim de var ikram edebileceğim.

Teşekkür Ederim Oğlum

Dün gece Berat’la birlikte uyumaya çalışırken her zaman yaptığı gibi hadi sohbet edelim dedi. Başladık sohbet etmeye. Birşeyler soruyor anlatıyor heyecanla. Sonra dışarıda ışık belirdi pencere aydınlandı. Anne o ne dedi. Birazda korktu. Araba farlarının ışığı dedim. Teşekkür ederim anne dedi. Niçin oğlum dedim. Bana herşeyi öğrettiğin için dedi. Bendeki mutluluk paha biçilemez.

Ey Ruh Geldiysen Çay Demle

Boynum ve sırtımın sol tarafı tutulmuş şekilde güne başladım. Notre Dame’ın kamburu gibiyim bugün. Başımı döndüremiyorum. Hareketlerim sınırlı. Gergin bir hafta geçirdim. Dün de annemle babamın boşanma davalarında tanıklık yaptım. Hayatımda ilk kez bir mahkeme salonuna girdim. Her neyse müthiş gerildim salonda. Bu kadar şeyin üstüne de bugün felçli gibi kalktım daha doğrusu kalkamadım. Şimdi evde yalnızım. Kanepeye uzandım, battaniye çektim üstüme. Hemen yanımda bir sehpa üzerinde üç aydır bitiremediğim “Milena’ya mektuplar” kitabı. Büyük fincanda Türk kahvesi. Bir kase çekirdek ve 1,5 lt lik su şişesi. Bütün ihtiyaçlarımı elimin altında topladım. Rahatımı bozup ayağa kalkmak istemiyorum.

Dışarıda mis gibi hava var soğuğu saymazsak. Aslında bugün için planım yürüyüşe çıkmaktı ama bu halde değil yürüyüş bir bardak suyu dahi içmekte zorlanıyorum.

Berat ise bir haftadır okula gitmemek için ağlıyor. Geçen hafta iki arkadaşı istifra etmiş. Beratın en hassas olduğu konu kusmaktır. Çok korkuyor. Şimdi bende öyle olacağım düşüncesiyle gitmek istemiyor. Okulda yemek yemiyor günlerdir. Eve aç geliyor. Önceleri güzellikle anlatmaya çalıştık ama tepkisi büyük oldu. Şimdi bıraktık kendi haline. Bu konu hakkında konuşmuyoruz hiç. Elbet bir gün normale dönecek.

Bugün saçlarımı kestirdim. Eşim farketmedi. Bahane olarakta “erkekler böyle”dedi. En azından berat farketti. Bütün akşam aynada baktım durdum saçlarıma. Ben kendime yakıştırdım. Bir de yağmur gibi dökülmese ve beyaz olmasa harika olacak .

Bu akşam çok konuşasım var. Eşim annesine gitti. Whatsapp kızlar grubundan ses yok. Biri misafirlikte biri de bebeğiyle meşgul. Kaldım mı yalnız. Harıl harıl örgü ördüm.

Bütün gün kafamı kurcalayan sadece kuaförüm değildi (kuaförüm deyince zengin hissettim kendimi). Hayatımdaki iki kişi bütün enerjimi alıp beni ruhen yoruyor. Öyle bir mevkideler ki atsan atamazsın, hayatından çıkaramazsın. Beni fena halde yoruyorlar. Onlar hakkında ne yapabilirim diye düşündüm. Çözüm mü şimdilik bulamadım.

Galiba ben panikatak oldum. Son haftalarda , araba kullanacağım zaman bütün vücuduma titreme geliyor. Kalbim güm güm ramazan davulu gibi beni sarsarak atıyor. Midem bulanıyor, istifra hissi yaşıyorum. Başım dönüyor. Bugün arabayı park ettikten sonra arabadan inmekte zorlandım bacaklarımın titremesinden. Durumumu eşime anlattığımda korkumla yüzleşmem gerektiğini söylüyor. Bense hemen bu aşamada bırakmak istiyorum. Direksiyon başında olmak istemiyorum. Bu sorunları sadece direksiyon başında değil evden çıkacağım zamanda yaşıyorum. Eve kapatasım geliyor kendimi. Kapıya kilitler vurup kendimi içeri hapsetmek istiyorum.

İyice psikopata bağladım. Geçtiğimiz yaz bir kez psikiyatra gitmiştim. 3 aylık antidepresan kullanmıştım. Sonrasında kontrole gidemedim, doktor hanım gitmişti başka memleketlere. Bende ilacın verdiği tatlı sarhoşlukla ihmal ettim. Acaba diyorum onun etkisi mi yoksa ben gerçekten manyak mıyım?