Merhaba Yenigün

Bir kapıyı kapatan bir başka kapıyı açarmış. Bunu söylemek için çok erken ama sanırım bir kapı açıldı bana. Çok güvendiğim birinden reddedemeyeceğim iş teklifi geldi. Nasıl hayır diyebilirim ki tamda herşey bitmişken en ihtiyacım olduğu zamanda gelen bu teklife.  İlk yıl zarar  edeceğiz ama en azından birşeylere başlamış olacağız.  En önemlisi de bana kazandıracağı özgüven, deneyim.  Çok heyecanlıyım. İnsanlık için küçük benim için çok büyük bir adım olacak bu 🙂   Tek sorun  farklı bir şehirde olacak bu iş.  Ben arada gidip geleceğim şimdilik. İşler yoluna girene kadar.  İki gönül bir olunca samanlığın seyran olmadığını aci bir tecrübe ile öğrendik.  Tekrar aynı şeyleri yaşamak istemediğim için Mars’ta da olsa kabul ederdim.   

Yeni bir kitaba başladım. Tesadüf çıktı karşıma. Tamda kendimi tanıma sürecinde karşıma çıkması evrenin tatlı bir sürprizi olsa gerek. “Berin Tuncel -kendine doğmak” kitabın adı. Yavaş yavaş okuyorum. Kimsecikler yokken etraf sessizken okuduğum için çok ilerleyemedim kitapta. Kitap hakkındaki yorumumu bitirdiğimde yaparım.   

Sanırım anlatacaklarım bu kadar.  Sahur vakti geldi ev ahalisine yiyecek birşeyler hazırlayayım.  Güzel musmutlu günleriniz olsun. 

Ya Herro Ya Merro

Bugün bizim için bir devrin kapanışının ilk adımı atıldı. Bir yandan korku bir yandan merak var. Bizim için iyi mi olacak kötü mü olacak zaman içinde göreceğiz.  Korkuyorum.  Hem de çok ciddi korkuyorum. Öte yandan bizi nelerin beklediğine dair merakta var.  Maceraya atılacak pozisyonda değiliz. Ya ilerleyeceğiz ya ilerleyeceğiz.  Off saat geç olunca sanırım olumlu düşünemiyorum. 

Günün Şarkısı

Bugün neşeli uyandım. Pembe gözlüğümü taktım. Uyanmak üzere olan Beratı öpücüklere boğdum. Gün güneşli hava berrak mavi. Eh şu saate kadar işlerim de yolunda gitti. Can sıkıcı bir şey yaşamadım.  Daha ne olsun dimi.

Son zamanlarda Mehmet Erdem’in haydi gel gidelim şarkısına takıldım. Sözü ayrı güzel müziği ayrı güzel.  Dinlerken mutlu oluyorum sizi de mutlu etmesi dileğiyle. İyi dinlemeler 🙂

Niyet Ettim Detoksa 

Bir önceki yazımda bahsetmiştim instagram bağımlılığımdan, bugün instagram hesabımı dondurdum. Sildiğim whatsappı tekrar yükledim ama    😦 mecbur kaldım çünkü işle ilgili grup vardı.  Tabi ben saman alevi gibi hareket ettiğim için başta bunları hesap edemedim. Sonra paşa paşa tekrar yüklemek zorunda kaldım. Ama instagram yok. 72 saat süre verdim kendime. Kendimi uzaklaştırmak istiyorum bunlardan. Sanırım akıllı telefon detoksu deniyor buna. Niyet ettim bu detoksu uygulamaya. …  

Bu detoksla birlikte oluşan boşluğu doldurmak için planlarımı yaptım. Uzun zamandır alışveriş listesine kaydettiğim kitapları aldım.  Elimdeki  bir kumaşa model beğendim. Yarın onu keseceğim. Yapılacaklar listesi çok uzun. Bir sürü şey yapmak istiyorum. Üretmek istiyorum. Kiminin canı çikolata tatlı çeker benim canım ise üretmek istiyor. Basit bir kitap ayracı bile yapmak beni çok mutlu ediyor. Minik hediyelikler hazırlamak istiyorum. Kafamın içinde çok fazla proje var. Sırayla yapacağım hepsini. 

Bir de bu akşam Berat öyle birşey yaptı ki utançtan yer yarılsa dedim. Whatsapptan son sohbet kısmındaki herkese birşeyler yazıp göndermiş. Hatta iş grubuna ses kaydı göndermiş. Herkese  açıklama yaptım ama çokta utandım.  Düşündükçe bile yüzümü ateş basıyor.  Alışkın değilim böyle kazalara. Ne yapacağımı bilemez halde panik yapıyorum. Neyse ki  bunun basit birşey olduğuna, herkesin başına gelebileceğine inandırdı beni de  rahatlattı sağolsun.  
Ve ben yine konuyu devam ettiremiyorum. Herkese güzel günler diliyorum.  

Ben Bağımlıymışım


Herşey fotoğraftaki ekranı görmemle başladı. Son 7 günde kullanılan uygulamaların bilançosu. 1. Sırada instagram 2. Whatsapp. Bu sonuç beni ürküttü. Ben bağımlı olmuşum. Görmezden gelemeyeceğim bir sonuç çıktı karşıma.  Hangi ara oldu, nasıl oldu diye düşünüyorum. Şurda son iki ay öncesine kadar çok iyi gidiyordu herşey. Facebook Twitter hesaplarım yok. İnstagrama ise yılda 5 i geçmezdi baktığım. Whatsapp bazen bir ay olurdu açmadığım. Bana ulaşmak isteyen arardı çünkü bilirlerdi bakmayacağımı. Herşey çok iyi giderken birden kendimi instagramda deliler gibi dolaşırken buldum. Whatsapp ona keza sürekli açık gibi. Hala çok yazışmam fakat gelen her mesajı da okuyorum. Merak ediyorum. Gerçi hepsi meraktan başladı. Sonra farkına varmadan ayrılamaz bir bütün olduk. Bu sonıcu gördüğümden beri “ben instagramda/whatsappta ne yapıyorum” sorusu soruyorum. Cevabını biraz buldum. Vakit öldürüyorum. Evet evet vakit öldürüyorum.  Görüşümü başımdaki onlarca sorundan farklı yöne çeviriyorum bu sayede. Bu alemde dolaşırken dünyadan uzaklaşmışım hissi oluyor, bu da beni biraz olsun rahatlatıyor(du).  Bu sırada asıl yapmam gereken işlerim, hobilerim ikinci planda kaldılar.  Zamanla herşeyi ertelemeye başladım. Şu an bitirmem gereken bir sürü yarım işim var. Ama kendimi telefondan ayırmalıyım önce. Az önce bir anlık kararla whatsappı sildim. Dönmeyeceğim bu karardan (bir hafta en azından 😄) yarın instagrama veda edeceğim. Şimdi elim gitmiyor çünkü 🙈  

Sosyal alem orucuna şu andan itibaren başlamış bulunuyorum. Silmeyeceğim uygulamar WordPress ve Pinterest. Diğerlerine bay bay ✋🏻

Günlük Yazı

Merhabalar güzel insanlar,

Biz bir süredir ev arayışındayız.  En kısa zamanda oturduğumuz evden çıkmamız gerekiyor. Bir çok ev gezdik ya bütçemize göre ya da istediğimiz standartlarda ev bulamadık. En son bugün baktığımız bir evde karar kıldık gibi ama bunda da ev sahibini pek sevemedik 😄  yani bugün de eli boş döndük. Artık sıkıldım ev değiştirmekten. Bu 8 yılda 4. ev olacak.  Mobilyam belki gider belki yolda can verir. Özellikle yatak odası takımı zor ayakta duruyor.  Hem bütçeme hem gönlüme göre bir ev bulayım yeter ki gerisini zamanla hallederiz artık. Zaman geçtikçe süre daraldıkça sıkıntı yapıyoruz bizde.  

Bugün yine hastalandım. Klasik Soğuk algınlığı. Yıllarca ben hasta olmuyorum diye böbürlenirdim maşallah bu sene o yılların acısı çıktı. 4. kez grip oldum.  Bütün öğleden  sonrası yattım. Daha doğrusu yatmaya çalıştım. Berat’ ın izin verdiği ölçüde kendimi zorla dinlendirdim. Baktım başımın üstüne oturmaya çalışıyor aldım battaniyemi bitki çayımı komşuya gittim. Geçtim bir odasına ben yatıyorum dedim. Sağolsun aramızdaki ilişki çok iyi. Hem birbirimizi çok severiz hem de saygı sınırına çok dikkat ederiz. Biraz uyuyunca kendime geldim. 

Son zamanlardaki bir telaşemiz de “iş” . Mevcut işimizi kapatıyoruz. Satılacaklar satılıp borçlar kapatılmaya çalışılacak. Artarsa yeni bir iş kurmayız planlıyoruz. Artmazsa diye de iş arıyoruz hepimiz. Özellikle benim en acilinden iş bulmam gerekiyor. CV bırakıyorum firmalara. Şu ana kadar gelin görüşelim diyen çıkmadı.  Bu sene hiç bir yerden şans yüzüme gülmüyor. Ne aşkta ne para da kazanamadım anlayacağınız. Pes etmedim. Eder gibi oluyorum ama etmedim. Bir kapıyı kapatan bir kapıyı açar diye avutuyorum kendimi. Hepsi geçecek biliyorum ve bekliyorum.  

Bağırmayan Anne Nasıl Olunur?

Size 7 maddede nasıl bağırmayan anne olunuru anlatmayacağım.  Çünkü bende bilmiyorum. Ciddi ciddi soruyorum “bağırmayan anne nasıl olunur?”.   O annelerde olan bende olmayan şey ne?  Kendimi çok eksik hissediyorum bu konuda. Her akşam vicdan yapıyorum. Uyurken beratı izliyorum başlıyorum ağlamaya. Bugün yine bağırdım hem de ne bağırmak. Sabret diyorum kendime, sabret o daha çocuk, minik  insan yavrusu sabret. Derin derin nefes alıyorum. İçimden 10 a kadar sayıyorum. Gözlerimi açıyorum bir de ne göreyim on saniye de yeni bir vukuat. Dön başa tekrar. Bugün içimde büyüyen öfkeden oturdum ağladım.  Ağlayıp rahatladım. Ama sonra ne oldu yine başa döndük.  Yine yapma Berat,alma Berat, onu buraya getir Berat nakaratları okundu. En büyük sorun Berat yalnız bir çocuk. Kendi kendine oynamayı bilmiyor. İstemiyor da zaten. Hep birileri oyun kuracak o oynayacak.  Bu sene kuzenleriyle sık görüşmeye başladı da biraz değişim oldu. Biri oturduğumuz şehre taşındı. Biri de hemen her hafta ziyaretimize gelmeye başladılar. Büyükşehirde oturdukları için burayı köy olarak görüyorlar.  İki ağaç görelim,çimlerde yuvarlanalım bahanesiyle gelip çocuğu bize bırakıp kaçıyorlar. İyi ki geliyorlar seviyoruz çünkü onları ( okuma ihtimallerine karşı hazırlıklı olalım ).  

Kanal kanal gezen pedagoglar,  kitapçılarda aile-çocuk raflarını dolduran o güzelim kitaplarda hep ne diyor? Çocuğunuza bağırmayın diyor. Çocuğun bilinçaltında hasara yol açarsınız türünden cümleler sarfediyorlar.  Sonra ben vicdan,pişmanlık,üzüntü,eksiklik duyguları arasında gidip gelmeye başlıyorum.  Bir adım sonrasında öğrenmesem daha mutlu olurum bile diyorum “cehalet mutluluktur”.   Cahil kalıp o mutluluğu tabi ki istemiyorum. Ama okuduklarımıda hayata geçiremiyorum. O noktada ciddi sıkıntı yaşıyorum. 

Beratla birlikte bende büyüyeceğim olgunlaşacağım. Dileğim onda derin yara açmadan tatlı, tuzlu yaşamak.