Bu Bir Başarısızlık Hikayesi

1,5 sene önce yeni bir işe atıldım. Kendi işimi kurdum ama başarısız oldum. Dibe vurdum. 34 yaşına gelmiş biri olarak geriye dönüp baktığımda başarı olarak anlatabileceğim bir şeyim olmadığını görüyorum. Çünkü bana başarı “çocukta yaparım kariyerde” olarak öğretildi. Başarılı kadın denince kafamın içinde canlanan resim, topuklu ayakkabılarıyla şık giyimli bir kadının bir elinde bilgisayarı bir elinde mama kaşığı sakince çocuğunu doyurması oldu. Çünkü annem okumak istediği halde okumasına izin verilmemişti ve onun yapamadığını ben yapmalıydım. Kolumda altın bileziğim olmalı, ayaklarım yere sağlam basmalıydı.  Muhakkak ama muhakkak iyi bir işte çalışmalı, çok çok iyi paralar kazanmalıydım. Evim arabam olmalı. Yazları deniz kenarında, hafta sonları  turlara katılmalı. İstediğim gibi alışveriş yapmalı, hiç bir şeyden mahrum bırakmamalıydım kendimi. Peki bunlar oldu mu hayır.  Peki ben ne oldum bu durumda  dibe vurdum.  Hayaller hayatlar kısmında en başarısız hayatı oynadım kendime.  “Başarılı” olarak gördüğüm kişileri sosyal medya hesaplarına bakıp tırnaklarımı kemirdim. Fesatlık, kıskançlık artık nasıl adlandırılırsa hepsini yaşadım iç dünyamda. Ben neden onlar gibi olamıyorum diye kendime kızdım ki hala kızıyorum.  yani benim sözlüğümde “başarı” kelimesinin açılımı bunlar oldu.

Şu da var hayatımdaki başarısızlıklardan dolayı başkalarını suçladım.  Yahu ne saçmalık  herkes kendi tercihinin sorumlusudur diyebilirsiniz.   Tabi ki saçmalık fakat ben suçluyorum. Suçlamakla geçici bir iç rahatlığı yaşıyorum sadece.  Öğle sıcağında buz gibi suyun ilk yudumunun verdiği ferahlık gibi. Geçici bir rahatlama.

Evde yalnızım şu an bilgisayarı açtım ve yeni yapabileceğim işleri araştırıyorum, notlar alıyorum. Bir yandan klasik müzik açtım. Yıllar önce sırf farklı görünmek için gereksiz yere para harcadığım zamanlarda aldığım klasik müziklerden oluşan cd yi buldum bu sabah.  Belki havam değişir, ilham perisi gelir ” hadi kızım bu günün şanslısı seni seçtim” der ve sihirli değneğiyle şöyle bir dokunup bütün hayatımı kökten  oynatacak hamlesini yapar diye bekliyorum. Filmlerde böyle olmuyor mu? Ressamın ağzında sigarası en büyük eseri olarak gördüğü resmini bitirmeye çalışırken arka fonda hep klasik müzikler olmaz mı? Ya da benim hayal ürünüm mü bütün bunlar?  Ne olursa olsun bekliyorum o periyi. Adı ister şans olsun ister ilham fark etmez. Sihirli güçleri olsun ve hayatıma dokunsun.  Ocakta çayım ve fırında da kekim de var ikram edebileceğim.

Reklamlar

Ey Ruh Geldiysen Çay Demle

Boynum ve sırtımın sol tarafı tutulmuş şekilde güne başladım. Notre Dame’ın kamburu gibiyim bugün. Başımı döndüremiyorum. Hareketlerim sınırlı. Gergin bir hafta geçirdim. Dün de annemle babamın boşanma davalarında tanıklık yaptım. Hayatımda ilk kez bir mahkeme salonuna girdim. Her neyse müthiş gerildim salonda. Bu kadar şeyin üstüne de bugün felçli gibi kalktım daha doğrusu kalkamadım. Şimdi evde yalnızım. Kanepeye uzandım, battaniye çektim üstüme. Hemen yanımda bir sehpa üzerinde üç aydır bitiremediğim “Milena’ya mektuplar” kitabı. Büyük fincanda Türk kahvesi. Bir kase çekirdek ve 1,5 lt lik su şişesi. Bütün ihtiyaçlarımı elimin altında topladım. Rahatımı bozup ayağa kalkmak istemiyorum.

Dışarıda mis gibi hava var soğuğu saymazsak. Aslında bugün için planım yürüyüşe çıkmaktı ama bu halde değil yürüyüş bir bardak suyu dahi içmekte zorlanıyorum.

Berat ise bir haftadır okula gitmemek için ağlıyor. Geçen hafta iki arkadaşı istifra etmiş. Beratın en hassas olduğu konu kusmaktır. Çok korkuyor. Şimdi bende öyle olacağım düşüncesiyle gitmek istemiyor. Okulda yemek yemiyor günlerdir. Eve aç geliyor. Önceleri güzellikle anlatmaya çalıştık ama tepkisi büyük oldu. Şimdi bıraktık kendi haline. Bu konu hakkında konuşmuyoruz hiç. Elbet bir gün normale dönecek.

Bugün saçlarımı kestirdim. Eşim farketmedi. Bahane olarakta “erkekler böyle”dedi. En azından berat farketti. Bütün akşam aynada baktım durdum saçlarıma. Ben kendime yakıştırdım. Bir de yağmur gibi dökülmese ve beyaz olmasa harika olacak .

Bu akşam çok konuşasım var. Eşim annesine gitti. Whatsapp kızlar grubundan ses yok. Biri misafirlikte biri de bebeğiyle meşgul. Kaldım mı yalnız. Harıl harıl örgü ördüm.

Bütün gün kafamı kurcalayan sadece kuaförüm değildi (kuaförüm deyince zengin hissettim kendimi). Hayatımdaki iki kişi bütün enerjimi alıp beni ruhen yoruyor. Öyle bir mevkideler ki atsan atamazsın, hayatından çıkaramazsın. Beni fena halde yoruyorlar. Onlar hakkında ne yapabilirim diye düşündüm. Çözüm mü şimdilik bulamadım.

Galiba ben panikatak oldum. Son haftalarda , araba kullanacağım zaman bütün vücuduma titreme geliyor. Kalbim güm güm ramazan davulu gibi beni sarsarak atıyor. Midem bulanıyor, istifra hissi yaşıyorum. Başım dönüyor. Bugün arabayı park ettikten sonra arabadan inmekte zorlandım bacaklarımın titremesinden. Durumumu eşime anlattığımda korkumla yüzleşmem gerektiğini söylüyor. Bense hemen bu aşamada bırakmak istiyorum. Direksiyon başında olmak istemiyorum. Bu sorunları sadece direksiyon başında değil evden çıkacağım zamanda yaşıyorum. Eve kapatasım geliyor kendimi. Kapıya kilitler vurup kendimi içeri hapsetmek istiyorum.

İyice psikopata bağladım. Geçtiğimiz yaz bir kez psikiyatra gitmiştim. 3 aylık antidepresan kullanmıştım. Sonrasında kontrole gidemedim, doktor hanım gitmişti başka memleketlere. Bende ilacın verdiği tatlı sarhoşlukla ihmal ettim. Acaba diyorum onun etkisi mi yoksa ben gerçekten manyak mıyım?

Gelin Anlatacaklarım Var

Size hayatımdan en rezil olduğum bir anımı anlatacağım. Yani o zamanlar öyle düşünüyordum. Şimdi ise komik buluyorum.

Üniversitede iken izcilik klübüne üyeydik arkadaşlarla. Ufak çaplı kamplara katılırdık. Ortam çok güzeldi. Yine yaz kaplarından birine katıldım. Gruba yeni üyeler gelmişti. İçlerinden biri süper yakışıklı. Sempatik, espirili falan filan. O zamanlardaki hayallerimi süsleyen beyaz atlı erkeğin canlı kanlı hali. Ben etrafında dolanıyorum beni görsün diye ama yok. Muhabbetimiz var ama arkadaş gibi. Kampın son akşamı. Ateşin etrafında oturuyoruz . “Meydan da hafif eğimli bir yer” buraya dikkat. Bir kaç tane plastik beyaz sandalye vardı etrafta. Bende birini aldım, bizim yakışıklının karışısına gelecek şekilde oturdum. Arkama yaslanmamla geriye doğru düşmem bir oldu. Sonra eğimden dolayı aşağı yuvarlanmaya başladım. 5-6 tur yuvarlandım. Herkes ayaklandı. Ben ne olduğunu anlamaz halde durmaya çalışıyorum. Nihayet durdum biri elini uzattı. Kafamı kaldırdım O. Yer yarılsa da içine düşsem olayı var ya heh o an diledim. Nasıl utandım anlatamam. Kimsenin yüzüne bakamıyorum. Yardıma gelenler yaralandım mı diye bakıyorlar ben utancımdan gözlerimi açamıyorum. Ertesi gün kamp dağıldı ve bir daha ismini dahi hatırlamadığım O kişiyi görmedim.

Bu da böyle bir anı. Şimdi aklıma geldikçe gülüyorum. Ne vardı bunda bu kadar utanılacak diyorum ama o zamanlar 20 yaşındayım. Özgüven sıfır. Komplekslerim var 🙂

Yine de şükrediyorum cep telefonları yeni çıkmıştı ve internet seçkin kişilerde vardı. Yoksa boy boy storylerde görürdünüz beni. Muhakkak görürdünüz. Komik videolarda oscara aday olabilecek güzellikte idi. Neyse ki eski zamanlarda oldu da yaşadığım şey orada kaldı gitti 🙂

Lanet Dokunmatikler

Aceleci ve dikkatsiz biriyim. Bu sebepten gündelik hayatta çok sakarlık yaparım.  En isyan ettiren konu da dokunmatikler. Yaptığım yanlışların haddi hesabı yok. Size en son yaptığım yüz kızartıcı sakarlığımı anlatayım. Gece 00:10 berat hala uyumamış. Ananemle görüntülü konuşacağım diye tutturdu yatağında. Bende bir elimde telefon whatsap arama listesinden kardeşimin ismini arıyorum, diğer elimle beratın üstünü örtüyorum. Kardeşim yerine alttaki isme tıkla (Aile hekimimiz) Gözlerim fırladı yerinden. Aramamla kapatmam bir oldu. Çalmamıştır ya gibi şeylerle kendimi avutmaya çalıştım. Sonrasında çaldıysa da anlamıştır herhalde yanlışlık olduğunu diyerek teselliye geçtim.  

Saçmalık şurda isme tıklamayla arıyor. Madem öyle yanında telefon simgesi neden var. 

Yani aram hiç iyi değil dokunmatiklerle. Tuşlu telefonlar iyiydi.  Fakat onlarda da  küt küt tuş sesleri vardı. Teknoloji ilerliyor ama hepsinin kendine has dezavantajı oluyor işte.  Bir tık ilerisi herhalde  düşünce gücüyle kullanım olur. Ama o da tehlikeli. Düşünsenize patronunuza mail yazıyorsunuz.  Aklınızdan  o an maaşa zam yapmadığı geliyor ve sülalesine selamlarınızı gönderiyorsunuz yine düşüncenizde.  Ya gönderseniz onları ayy düşünmek bile istemiyorum. 

 Şimdi  farkettim de ben hiç patrona mail gönderilen işyerlerinde  çalışmadım.  Benim patronlarım,teknolojiyi sadece son çıkan telefonlarla takip eden fakat nimetlerinden faydalanamayan kişilerdi. 

 İyi ki bloğumu tanıdıklarım bilmiyor. Tanıyan olmayınca sallamak iyi oluyor. 

Genel olarak yazının özeti şu: aceleci sinek, süte düşer 😄

  

Nerede Kalmıştık?

Yazmak için konu düşünüyorum ama kafamda tek bir konuya sabitlenemiyorum. Onu yazayım şuna değineyim derken yazmaktan vazgeçiyorum. Oysa burası bana çok iyi geliyor. Yazmak iyi geliyor. Bir yerden başlayayım artık. 

Bir hafta önce evi taşıdık. Yeni ev yeni umutlar yeni maceralar (siz bilmiyorsunuz çok maceraperest aileyiz biz) 🙂   Ayrıldığımız ev ile de vedalaştım en son. Neden bilmiyorum sanki bir an canlı gibi geldi. Birşey diyecek ama diyemedi gibi. Çoğunlukla kötü günlerim geçtiği için hüzünlü ayrılık yaşamadık. Şu anki evimi sevdim. Dilerim hepte böyle gider. 

Berat anaokuluna başladı. Benim için asıl ve en önemli olay bu aslında. İki hafta ağladı istemedi.  Üçüncü hafta hastalandı gitmedi. Dördüncü haftadayız aman nazar değmesin gayet istekli.  Olumsuz giden tek şey 4 saat okul. Tabi bu olumsuzluk benim için. Berat az olmasından gayet memnun. Yahu 4 saat nedir. Hazırlanıp evden çıkmaya değmez. Neyse şimdilik 4 saatle başladık. Mümkünse seneye tam günlü okula vereceğim. Kimse ayıplayıp yadırgamasın beni.    Anne de olsak insan evladından yorulur mu yoruluyor. Ben yoruluyorum. 

Ve yine çocuk kişisi rahat vermemeye başladı. Bu akşamlık benden bu kadar.