Günlük

Merhabalar .

Bu aralar fotoğrafa merak saldım. Ne fotoğraf çekimiyle ilgili bilgim var ne de iyi bir makinam. Elimde olan şey cep telefonu ve benim cahil cesaretim. Otu, böceği, havayı, suyu çekiyorum. Sonra bunları bilgisizce editliyorum. Sonra dönüp dönüp bakıyorum fotoğraflarıma. Genelde paylaşmıyorum. Bana özel kalsınlar, sadece ben göreyim istiyorum. Çok azını paylaşıyorum bazen.

Bir de İngilizce kursuna gidiyorum. 4. Ay bitti. En temel eğitimden başladım. Şu an B1 seviyesindeyim. Yolum uzun ama pes etmek yok. 35 yaşında bir dil öğrenmeye ant içtim. Ölmek var dönmek yok bu yoldan. Belki sonrasında devamı gelir Almanca-Fransızca vs de katarım kendime.

Berat 2. Sınıfa geçti. Ama ne geçiş. Tam bir eziyet. Her gün ama her gün okula gitmemek için ağladı. Sabrım sınırları aşıp arşa ulaştığı günler oldu. Kazasız belasız 1. Sınıf bitti. Yaz okuluna yazdırdık bir ay. Çünkü evde ona bakacak kimse yok. Yaz okulu da yüzme-basketbol-akıl oyunları-sinema-jimnastik gibi aktivitelerden oluşuyor. Okul güzel ferah. Ama gel gelelim bunda bile hepimizi delirtti. Yine her gün gitmeyeceğim diye ağladı. Bir aylık parayı peşin verip daha ikinci haftasından 3 günlük devamsız yapmasına mı yanayım, önümüzde iki hafta daha var onu nasıl atlatacağız derdine mi düşeyim!?

Reklamlar

Bir Tatlı Gülüş

Hepimiz huzurlu bir gelecek istiyoruz. Çocuklarımızında gelecekleri mutlu huzurlu olsun istiyoruz pekala. Peki onlara iyi bir gelecek sunmak için neler yapıyoruz? İyi okullara , imkan varsa ilave kurslara, hobi merkezlerine gönderiyoruz. Hafta sonları ailecek avm sinema , doğa yürüyüşleri, piknik gibi faaliyetlerle de birlikte vakit geçiriyoruz.

Peki bunlar iyi bir gelecek için yeterli mi? Özellikle günümüzdeki 3. sayfa haberlerinin çokluğunu görünce. Sizi bilmem ama ben dehşete düşüyorum. Duyduğum endişeden uykularım kaçıyor. Aramızda yaşayan, bu belki komşumuz belki iş arkadaşımız fakat iç dünyası zift gibi karanlık olan insanların olduğu düşüncesi beni deliye çeviriyor.

Biz ne ara bu kadar kötü olduk diyorum. Belki de hep böyleydik. İçimizde bir yerlerde bastırılmış duygular hep vardı.

Sonra o canavarlaşmış ruhların çocukluklarını aklıma getiriyorum. Sevimli birer bebektiler. Doğduklarında kiminin babası iş arkadaşlarına baklava dağıttı. Kimi koç kurban etti. Kimi Mevlüt okuyarak kutladı.

Onların aileleri de gelecek hakkında planlar yaptı. Endişeler duydu. Sonra ne oldu da o minik kalpler birer canavara dönüştü.

Dönüşüm noktası, kırılma anı

Bir insanı canavara dönüştüren o an

Sebep olan ne?

Bunun cevabını çok düşünüyorum.

Aile içi şiddet, maddi imkansızlıklar, ahlak yoksunu ortamda yetişme, irade zayıflığı, iyi örnek olamama.

Evet bunlar iç dünyasında fırtına kopartan şeyler. Kişi de intikam duygusunu körükler. Canavara dönüştürür.

Peki üstüme düşen görev ne? İyi örnek olmayı ele alıyorum. Huzurlu bir hayat istiyor isem çevreme huzur dağıtmalıyım. Çocuğumun huzurlu bir geleceği olsun istiyor isem yine çevreme huzur dağıtmalıyım.

Ben kendim ve çocuğum için küçük ama geri dönüşünün büyük olacağına yürekten inandığım bir yöntemi uyguluyorum.

Tebessüm…

Yürürken, alışveriş yaparken yüz yüze geldiğim insanlara tebessüm ediyorum. ( günümüzde bazı çevreler tarafından yabancıya tebessüm eden kadına iyi gözle bakılmasa da). Yüzümden tebessümü eksik etmemeye çalışıyorum. Eğer aynı karşılığı görürsem iyi günler, kolay gelsin, geçmiş olsun gibi iyi dileklerde bulunuyorum.

Sihirli değneğim yok bütün insanlığı bir anda pamuk şekere dönüştüremem. (Oralarda sesimi duyan varsa bu dileğimi dikkate alsın lütfen. ) Benim yaptığım göle minik bir taş atmak.

Minik bir dokunuş yapıyorum. O birinin ikiye, ikinin dörde ulaştığına inanıyorum bütün kalbimle. Gerçekte etki yapmıyor olabilirim. Olsun bundan benim haberim yok ki. Olumsuzluktan haberim olmadığı için moralimi de bozmuyorum. Yola aynı tebessümle devam ediyorum.

Hadi sizde bu harekete katılın. Kalplere minik tohumlar bırakalım. Kim bilir bazı kalplerde tohumlar çiçek açar. Bilemeyiz fakat dileyelim, inancımız tam olsun.

Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın…

Teşekkür Ederim Oğlum

Dün gece Berat’la birlikte uyumaya çalışırken her zaman yaptığı gibi hadi sohbet edelim dedi. Başladık sohbet etmeye. Birşeyler soruyor anlatıyor heyecanla. Sonra dışarıda ışık belirdi pencere aydınlandı. Anne o ne dedi. Birazda korktu. Araba farlarının ışığı dedim. Teşekkür ederim anne dedi. Niçin oğlum dedim. Bana herşeyi öğrettiğin için dedi. Bendeki mutluluk paha biçilemez.

#40sabaherkenkalk

Barış Özcan’ı uzun zamandır YouTube ve İnstagram hesaplarından takip ediyorum. Paylaşımları oldukça kaliteli. Benim asıl söylemek istediğim ise paylaştığı bu video ile erken kalkmaya başlamam. Zaruri durumlar dışında 10-11 e kadar uyurum. Ama bu gidişe dur demeliyim dedim ve alarmı 07:00 a kurdum. İlk gün başarı ile uyandım. Başarı diyorum çünkü gerçekten büyük başarı benim için. İkinci gün uyanamadım çünkü bir önceki günden çok yorgundum ve geç yatmıştım. Aslında bunlar bahane olmamalı ama bahanem bunlar. Sıra 3. Güne geldi. Beratı da erken uyandıracağım artık. Çünkü geç kalkınca geç yatıyor akşamları. Bu da bizi çok yoruyor. Sözün özü artık bende #40sabaherkenkalk programına katıldım. Kayıtlara geçsin lütfen

25/07/2017 günlüğü

Tüm gün beratla evin içinde bir o kanepe bir bu çekyat diyerek pandalar gibi yuvarlandık durduk. Allahtan benim ev serin (kışın dışarıdan daha soğuk oluyor). Soğuk su  ve dondurma ile beslendik tüm gün. Annem gezmelere gitti (yine) ev beratla bana kaldı. 

Evden çıkmadan önce annemin yaptığı bir tepsi böreğin yarısına gelmiştim ki bu yoğurtla güzel gider dedim koca bir kase yoğurt çıkardım yanına. Ben bir senedir boğazından tek lokma geçmemiş bir canlı türü gibi böreğimi yoğurda bandıra bandıra yerken telefon çaldı.  Evin babası aradı. Erken geliyorum hadi hazırlanın çıkalım dedi (aslında tüm gün akşama biryerlerde gidelim mesajlarıyla rahatsız ettim kendisini). Biz güle oynaya çıktık yola.  Yemek yedik. Gittiğimiz yer büyükçe bir açık hava tesisi yani bulmuşlar yeşilliği yayılmışlarda yayılmışlar. Masadan kalkıp çıkışa doğru ilerlerken bir ara berat gözden kayboldu.  Anlık birşey. Az önce oradaydı şimdi yok. Tam 5 dk koca alanda onu aradık. O 5 dk bana saatler gibi geldi. Otoparka arabanın yanına gitmiş.  Görünce niye kayboldun sen diye dövesim gelmedi değil. İçimde ki Türkişi anayı bastırıp titreyen bacaklarımı sakinleştirmeye çalıştım. Hala bile o korkuyu atlatamadım.  Evladı kaybolan ailelere Rabbim yardım etsin. Ömürden ömür gitti denir ya işte aynen öyle oldu. Yaşlandım çöktüm resmen bir anda.  

Şimdi mışıl mışıl uyuyor bense onu bana verene şükrediyorum. 

Günlük Yazısı

Bugün iki büyük kavgaya üstüne de kaymak niyetine dost kazığına şahit oldum.  En sondaki midemi biraz yaktı.  

Dün (yani pazar günü) tur şirketinin düzenlediği İstanbul Adalar turuna katıldım.  Berat ve annemle gittim. Çok ama çok sıcaktı.  Berat bir an olsun yerinde durmadı. Hep aldı başını yolun götürdüğü yerlere gitti. Tabi bende peşinde.  Gün boyu “berat gitme”berat buraya gel” diye bağırmaktan gruptakiler tarafından uzunca süre unutulmayacağım kesin.  Hatta beni bir daha ki gezilere alacakları bile şüpheli.  Sıcak ve berat ın ergenlikleri dışında oldukça eğlenceli geçti gezi.  En güzeli denizi görmek oldu. Yüzme bilmem hatta hiç sevmem fakat denizi izlemeyi çok severim.  Dünde her fırsatta denize baktım durdum.  

Bu hafta 1,5 kg verdim hiç diyet vs yapmadan. Sanırım kullandığım ilaçlardan oluyor. Bir hayli iştahımı kestiler. İlaç dedim diye zayıflama hapı vs anlaşılmasın. Sağlık problemlerinden dolayı doktorun verdiği reçeteli ilaçtan bahsediyorum. Annem çiroza döndün diyor. Tabi anneler abartır ama 10 yıldır bu kiloyu görmemiştim. Bende şaşırıyorum aynadaki görüntüme. Her gün gram gram gidiyor. Bakalım ne zamana kadar devam edecek bu. 2 hafta sonra kontrole gideceğim için rahatım şimdilik. Hem kim istemez kilo vermeyi değil mi. Hep zayıflayayım diye hayıflanırdım şimdi ise birşey yapmadan kilolar gidiyor.  

Bir kaç gün önce de büyük bir hata yaptım. Pişmanlıklarıma bir yenisini daha ekledim aferin bana. Bunu atlatmam çok uzun zaman alacak. 

Mutlu huzurlu günleriniz olsun