Gelin Anlatacaklarım Var

Size hayatımdan en rezil olduğum bir anımı anlatacağım. Yani o zamanlar öyle düşünüyordum. Şimdi ise komik buluyorum.

Üniversitede iken izcilik klübüne üyeydik arkadaşlarla. Ufak çaplı kamplara katılırdık. Ortam çok güzeldi. Yine yaz kaplarından birine katıldım. Gruba yeni üyeler gelmişti. İçlerinden biri süper yakışıklı. Sempatik, espirili falan filan. O zamanlardaki hayallerimi süsleyen beyaz atlı erkeğin canlı kanlı hali. Ben etrafında dolanıyorum beni görsün diye ama yok. Muhabbetimiz var ama arkadaş gibi. Kampın son akşamı. Ateşin etrafında oturuyoruz . “Meydan da hafif eğimli bir yer” buraya dikkat. Bir kaç tane plastik beyaz sandalye vardı etrafta. Bende birini aldım, bizim yakışıklının karışısına gelecek şekilde oturdum. Arkama yaslanmamla geriye doğru düşmem bir oldu. Sonra eğimden dolayı aşağı yuvarlanmaya başladım. 5-6 tur yuvarlandım. Herkes ayaklandı. Ben ne olduğunu anlamaz halde durmaya çalışıyorum. Nihayet durdum biri elini uzattı. Kafamı kaldırdım O. Yer yarılsa da içine düşsem olayı var ya heh o an diledim. Nasıl utandım anlatamam. Kimsenin yüzüne bakamıyorum. Yardıma gelenler yaralandım mı diye bakıyorlar ben utancımdan gözlerimi açamıyorum. Ertesi gün kamp dağıldı ve bir daha ismini dahi hatırlamadığım O kişiyi görmedim.

Bu da böyle bir anı. Şimdi aklıma geldikçe gülüyorum. Ne vardı bunda bu kadar utanılacak diyorum ama o zamanlar 20 yaşındayım. Özgüven sıfır. Komplekslerim var 🙂

Yine de şükrediyorum cep telefonları yeni çıkmıştı ve internet seçkin kişilerde vardı. Yoksa boy boy storylerde görürdünüz beni. Muhakkak görürdünüz. Komik videolarda oscara aday olabilecek güzellikte idi. Neyse ki eski zamanlarda oldu da yaşadığım şey orada kaldı gitti 🙂

Reklamlar

#40sabaherkenkalk

Barış Özcan’ı uzun zamandır YouTube ve İnstagram hesaplarından takip ediyorum. Paylaşımları oldukça kaliteli. Benim asıl söylemek istediğim ise paylaştığı bu video ile erken kalkmaya başlamam. Zaruri durumlar dışında 10-11 e kadar uyurum. Ama bu gidişe dur demeliyim dedim ve alarmı 07:00 a kurdum. İlk gün başarı ile uyandım. Başarı diyorum çünkü gerçekten büyük başarı benim için. İkinci gün uyanamadım çünkü bir önceki günden çok yorgundum ve geç yatmıştım. Aslında bunlar bahane olmamalı ama bahanem bunlar. Sıra 3. Güne geldi. Beratı da erken uyandıracağım artık. Çünkü geç kalkınca geç yatıyor akşamları. Bu da bizi çok yoruyor. Sözün özü artık bende #40sabaherkenkalk programına katıldım. Kayıtlara geçsin lütfen

Lanet Dokunmatikler

Aceleci ve dikkatsiz biriyim. Bu sebepten gündelik hayatta çok sakarlık yaparım.  En isyan ettiren konu da dokunmatikler. Yaptığım yanlışların haddi hesabı yok. Size en son yaptığım yüz kızartıcı sakarlığımı anlatayım. Gece 00:10 berat hala uyumamış. Ananemle görüntülü konuşacağım diye tutturdu yatağında. Bende bir elimde telefon whatsap arama listesinden kardeşimin ismini arıyorum, diğer elimle beratın üstünü örtüyorum. Kardeşim yerine alttaki isme tıkla (Aile hekimimiz) Gözlerim fırladı yerinden. Aramamla kapatmam bir oldu. Çalmamıştır ya gibi şeylerle kendimi avutmaya çalıştım. Sonrasında çaldıysa da anlamıştır herhalde yanlışlık olduğunu diyerek teselliye geçtim.  

Saçmalık şurda isme tıklamayla arıyor. Madem öyle yanında telefon simgesi neden var. 

Yani aram hiç iyi değil dokunmatiklerle. Tuşlu telefonlar iyiydi.  Fakat onlarda da  küt küt tuş sesleri vardı. Teknoloji ilerliyor ama hepsinin kendine has dezavantajı oluyor işte.  Bir tık ilerisi herhalde  düşünce gücüyle kullanım olur. Ama o da tehlikeli. Düşünsenize patronunuza mail yazıyorsunuz.  Aklınızdan  o an maaşa zam yapmadığı geliyor ve sülalesine selamlarınızı gönderiyorsunuz yine düşüncenizde.  Ya gönderseniz onları ayy düşünmek bile istemiyorum. 

 Şimdi  farkettim de ben hiç patrona mail gönderilen işyerlerinde  çalışmadım.  Benim patronlarım,teknolojiyi sadece son çıkan telefonlarla takip eden fakat nimetlerinden faydalanamayan kişilerdi. 

 İyi ki bloğumu tanıdıklarım bilmiyor. Tanıyan olmayınca sallamak iyi oluyor. 

Genel olarak yazının özeti şu: aceleci sinek, süte düşer 😄

  

Ben Büyüyünce


Bu kitabı bir hafta önce aldım. Bir kaç gündür okuyorum. Klişe kişisel gelişim kitaplarından farklı bir tarzı var. Burda işler yolunda gitmediğinde suçu deha perinize atabiliyorsunuz . Belki ben yanlış anlamış olabilirim 🙂 kesin yanlış anladım  kitabı, şimdi düşündüm de. Her neyse konu bu değil tabi ki.

Bugün berat bir köşede ödevlerini yaparken bende kitabı okumaya başladım sessiz sessiz.  Sonra sesli oku ben de dinleyeyim dedi.  Yatağına uzandı, ben de sesli okumaya başladım. 11 sayfa okudum. Bir yandan da ona bakıyorum dinliyor mu diye. Pürdikkat beni dinliyor. “Tamam yeter bu kadar, kitaptan hiçbir şey anlamadım ama çok sevdim” dedi.

  Kitapla ilgili konuşmaya başladık.

 “Anne farkettim ki ben ressam olmak istiyorum” dedi. 

İç sesim “vizyon var bu çocukta” dedi böbürlenerek. Yani şimdi ben onun yaşındayken  ressam olanların başka bir gezegenden gelen seçkin varlıklar olduğuna inanırdım. Büyüdüğüm çevreyi düşününce bu oldukça mantıklı bir düşünce.  

Ama berat öyle değil. Ressam olmak istiyor benim oğlum peh peh peh…

Ressam olmak için ne yapmalısın peki diye sordum. Hani kitaptan etkilenerek böyle bir karar verdiyse bunu da düşünmüştür herhalde.  Çok çalışmalıyım dedi. Hemen şimdi başlıyorum çalışmaya diyerek fırladı yatağından masasının başına geçti. Harıl harıl birşeyler çizdi. Ben kafamda geleceğin Da Vinci’si, Van Gogh’u hatta Bob Ross’un annesi olabilirim diye hayaller, gazete manşetleri, dergi kapakları düşlerken 

Sonuç;


Sanayide dükkanı olan bir tanıdık bakmaya başlayayım şimdiden. İleride lazım olabilir. 

Tabi bunlar işin şakası

 ama yani kim istemez çocuğunun süper işler yapmasını.  

Yok yok o iyi olsun mutlu olsun yeter ki. 

Şimdi düşündüm de başarılı da  olsun :))

Not: ilk resim çift motorlu turbo yarış arabası. İkinci resim çift motorlu uçan yarış arabası. Altındaki yuvarlak şeyler de yolcuları taşıyan çuval. 

Eh ressam olamasa da herhalde otomotiv sektöründe başarılı bir CEO olur herhalde 😉

Nerede Kalmıştık?

Yazmak için konu düşünüyorum ama kafamda tek bir konuya sabitlenemiyorum. Onu yazayım şuna değineyim derken yazmaktan vazgeçiyorum. Oysa burası bana çok iyi geliyor. Yazmak iyi geliyor. Bir yerden başlayayım artık. 

Bir hafta önce evi taşıdık. Yeni ev yeni umutlar yeni maceralar (siz bilmiyorsunuz çok maceraperest aileyiz biz) 🙂   Ayrıldığımız ev ile de vedalaştım en son. Neden bilmiyorum sanki bir an canlı gibi geldi. Birşey diyecek ama diyemedi gibi. Çoğunlukla kötü günlerim geçtiği için hüzünlü ayrılık yaşamadık. Şu anki evimi sevdim. Dilerim hepte böyle gider. 

Berat anaokuluna başladı. Benim için asıl ve en önemli olay bu aslında. İki hafta ağladı istemedi.  Üçüncü hafta hastalandı gitmedi. Dördüncü haftadayız aman nazar değmesin gayet istekli.  Olumsuz giden tek şey 4 saat okul. Tabi bu olumsuzluk benim için. Berat az olmasından gayet memnun. Yahu 4 saat nedir. Hazırlanıp evden çıkmaya değmez. Neyse şimdilik 4 saatle başladık. Mümkünse seneye tam günlü okula vereceğim. Kimse ayıplayıp yadırgamasın beni.    Anne de olsak insan evladından yorulur mu yoruluyor. Ben yoruluyorum. 

Ve yine çocuk kişisi rahat vermemeye başladı. Bu akşamlık benden bu kadar.