Günlük Yazı

Merhabalar güzel insanlar,

Biz bir süredir ev arayışındayız.  En kısa zamanda oturduğumuz evden çıkmamız gerekiyor. Bir çok ev gezdik ya bütçemize göre ya da istediğimiz standartlarda ev bulamadık. En son bugün baktığımız bir evde karar kıldık gibi ama bunda da ev sahibini pek sevemedik 😄  yani bugün de eli boş döndük. Artık sıkıldım ev değiştirmekten. Bu 8 yılda 4. ev olacak.  Mobilyam belki gider belki yolda can verir. Özellikle yatak odası takımı zor ayakta duruyor.  Hem bütçeme hem gönlüme göre bir ev bulayım yeter ki gerisini zamanla hallederiz artık. Zaman geçtikçe süre daraldıkça sıkıntı yapıyoruz bizde.  

Bugün yine hastalandım. Klasik Soğuk algınlığı. Yıllarca ben hasta olmuyorum diye böbürlenirdim maşallah bu sene o yılların acısı çıktı. 4. kez grip oldum.  Bütün öğleden  sonrası yattım. Daha doğrusu yatmaya çalıştım. Berat’ ın izin verdiği ölçüde kendimi zorla dinlendirdim. Baktım başımın üstüne oturmaya çalışıyor aldım battaniyemi bitki çayımı komşuya gittim. Geçtim bir odasına ben yatıyorum dedim. Sağolsun aramızdaki ilişki çok iyi. Hem birbirimizi çok severiz hem de saygı sınırına çok dikkat ederiz. Biraz uyuyunca kendime geldim. 

Son zamanlardaki bir telaşemiz de “iş” . Mevcut işimizi kapatıyoruz. Satılacaklar satılıp borçlar kapatılmaya çalışılacak. Artarsa yeni bir iş kurmayız planlıyoruz. Artmazsa diye de iş arıyoruz hepimiz. Özellikle benim en acilinden iş bulmam gerekiyor. CV bırakıyorum firmalara. Şu ana kadar gelin görüşelim diyen çıkmadı.  Bu sene hiç bir yerden şans yüzüme gülmüyor. Ne aşkta ne para da kazanamadım anlayacağınız. Pes etmedim. Eder gibi oluyorum ama etmedim. Bir kapıyı kapatan bir kapıyı açar diye avutuyorum kendimi. Hepsi geçecek biliyorum ve bekliyorum.  

Bağırmayan Anne Nasıl Olunur?

Size 7 maddede nasıl bağırmayan anne olunuru anlatmayacağım.  Çünkü bende bilmiyorum. Ciddi ciddi soruyorum “bağırmayan anne nasıl olunur?”.   O annelerde olan bende olmayan şey ne?  Kendimi çok eksik hissediyorum bu konuda. Her akşam vicdan yapıyorum. Uyurken beratı izliyorum başlıyorum ağlamaya. Bugün yine bağırdım hem de ne bağırmak. Sabret diyorum kendime, sabret o daha çocuk, minik  insan yavrusu sabret. Derin derin nefes alıyorum. İçimden 10 a kadar sayıyorum. Gözlerimi açıyorum bir de ne göreyim on saniye de yeni bir vukuat. Dön başa tekrar. Bugün içimde büyüyen öfkeden oturdum ağladım.  Ağlayıp rahatladım. Ama sonra ne oldu yine başa döndük.  Yine yapma Berat,alma Berat, onu buraya getir Berat nakaratları okundu. En büyük sorun Berat yalnız bir çocuk. Kendi kendine oynamayı bilmiyor. İstemiyor da zaten. Hep birileri oyun kuracak o oynayacak.  Bu sene kuzenleriyle sık görüşmeye başladı da biraz değişim oldu. Biri oturduğumuz şehre taşındı. Biri de hemen her hafta ziyaretimize gelmeye başladılar. Büyükşehirde oturdukları için burayı köy olarak görüyorlar.  İki ağaç görelim,çimlerde yuvarlanalım bahanesiyle gelip çocuğu bize bırakıp kaçıyorlar. İyi ki geliyorlar seviyoruz çünkü onları ( okuma ihtimallerine karşı hazırlıklı olalım ).  

Kanal kanal gezen pedagoglar,  kitapçılarda aile-çocuk raflarını dolduran o güzelim kitaplarda hep ne diyor? Çocuğunuza bağırmayın diyor. Çocuğun bilinçaltında hasara yol açarsınız türünden cümleler sarfediyorlar.  Sonra ben vicdan,pişmanlık,üzüntü,eksiklik duyguları arasında gidip gelmeye başlıyorum.  Bir adım sonrasında öğrenmesem daha mutlu olurum bile diyorum “cehalet mutluluktur”.   Cahil kalıp o mutluluğu tabi ki istemiyorum. Ama okuduklarımıda hayata geçiremiyorum. O noktada ciddi sıkıntı yaşıyorum. 

Beratla birlikte bende büyüyeceğim olgunlaşacağım. Dileğim onda derin yara açmadan tatlı, tuzlu yaşamak.  

2017 yi Hastalık Yılı İlan Ediyorum

33 yıllık hayatımda toplasam şu 5 ayda doktora gittiğim kadar gitmemişimdir.  Hele ki içtiğim ilaçlarım haddi hesabı yok. Hiç sevmem ilaç içmeyi.  Sona dayanmadıkça ilaçtan kaçıyorum.  (Şimdi bile aksatarak içiyorum).  Aynı şey Berat için de geçerli. O da bu sene çok fazla hastalandı. Her kışı  evde hazırladığımız bitkisel karışımlarla hastalıksız atlatıyorduk. Ya da küçük rahatsızlıklarla diyelim. Bu sene hem o hem ben sürekli ilaç içiyoruz. Hiç hoşuma gitmiyor 😒 bir de iğneler var ki off isyan ediyorum o zaman.  İki gündür çantamda yaptırmam gereken iğneyi taşıyorum. Bir türlü ayağım gitmiyor hastaneye. İğneden korktuğumu düşünmeyin, sadece  sevmiyorum (aslında biraz korkuyorum). Buna da şükür tabi ki. İkimizinde önemli bir hastalığı yok. Klasik enfeksiyon, üşütme vakaları.  

Bir teyzem meme kanserinden vefat etti. Kendisi 33 yaşındaydı, ben 9. Bir teyzemde bir tür kemik hastalığı vardı. Ameliyat olmuştu. Hatta bizde kalmıştı annem bakmıştı ona. O zamanlar yirmili yaşların başındaydı. Ben 7-8 dim sanırım.  İkisinde de hatırladığım sürekli hastanele yolları, evin her köşesindeki ilaçlar, bir de onların acıları.  Burdan bilinçaltımın çıkardığı sonuç ise doktora gitme, ilaç içme olmuş olacak ki bende arkama bakmadan kaçıyorum. Aslında tersi olması gerekmiyor muydu? Yani ilaç iç, devamlı doktora git ki sende hastalanma gibi mesela.  Şimdi kafamı karıştırdı bu durum.  Ben bunu bir düşüneyim. 

Huzur dolu sağlıklı günler diliyorum efendim 🙂 💐

Kendi Kendine Gülene Deli Derler Bizim Buralarda. Sizin Oralarda Ne Derler?

Akşam işten geç saatte çıktım. Ordan da eve kadar yürüdüm. Takribi 4 km’lik yol.  Yürürken kafamın içinden bir dolu düşünce akıp durdu. Bir ara kendime geldiğimde suratımda şapşal bir gülümseme olduğunu farkettim. Etrafıma bakındım.  İnsanların bu şapşal gülümsememi farketmiş olabilmelerinden utandım ve elime telefonu alıp biriyle konuşuyormuş gibi davrandım. Durumumu farkedince  daha çok gülesim geldi. Hani kapalı bir yer olsa kahkaha atacam.   Neden gülmeye başladığımı daha sonra unuttum yine güldüm. İnşallah tanıdık biri görmez diye   telefonla yüzümü iyice kapatarak hızlı hızlı yürüdüm yolda.  

Kardeşimle aynı odada yattığımız dönemlerde konuşup gülüşmekten uyku uyuyamazdık.  O günlerimi o kadar çok özlüyorum ki. 

Bir de bahsetmeden geçemeyeceğim.  Dün ikinci el kitapçılarda dolaşırken ilk aşık olduğum zamanlarda, aklın beyni terk ettiği o leyla dönemlerinde okuduğum kitaba denk geldim.  


Bu bloğa ismini veren en sevdiğim kitap oluyorlar. Yani o dönemlerde öyleydi. 16-17 yaşlarındaydım. Ayna grubunun da  Bostancı durağı albümü Yeni çıkmış.  Kaset çalarda sürekli bu albüm dönüyor. Elimde de bu kitaplar. Bir kaç kere okuyup bitirmiştim.  Sonraki yıllarda ne zaman o albümden bir parça duysam bu kitap ve o günler gelir aklıma mutlu olurum. 

İkinci el olmaları apayrı güzel çünkü seviyorum. Daha kimler okudu diye hayal kuruyorum.  Kıyısında köşesinde bulunan el yazılarından karakterlerini bulmaya çalışıyorum. Tabibi hayali olarak. Eğleniyorum böylece.  Tekrar okumaya başlayacağım bu kitapları ama doğru zamanı bekliyorum.  Bostancı durağı albümüyle ve kimsecikler yokken 😊

70 Gün

Bugün şekeri ve unu bırakmamın 70. günü. Dün gece rüyamda içi akışkan çikolatayla dolu donutlar yediğimi saymazsak gayet başarılı gidiyorum.  Kaçamaklarım oldu tabi arada. Bir ısırık ıspanaklı börek gibi çok küçük ve bir elin parmağını geçmeyecek minicik kaçamaklar. Ama şekerli birşey tüketmedim hiç. Damağımda aramıyor tabi rüyalarımda deli gibi yiyorum 😄  

Bir önceki yazıda yazdığım gibi uykumda ciddi azalmalar oldu.  Bunu birazda  şekersiz beslenmeme bağlıyorum. Uyku ve yorgunluk halim kalmadı. Baş ağrılarım gitti.  Daha dinç hissediyorum. Bir de 3 hafta önce spora başladım yani spor salonuna yazıldım haftada 3 akşam gidiyorum.  Çok iyi geldi bedenime.  

Elimden gelse bütün şekerleri yok eder herkesi buna teşvik ederdim ama ne yazık ki gelmiyor.  En yakınımdakileri bile ikna edemiyorum henüz.   Bir de bu süreçte beni en çok rahatsız eden şey  “ye canım  birşey olmazcılar” oldu. Bir dersin iki dersin de ısrarla ye ye denmesi bir yerden sonra sinirlenmeme sebep oluyor. Bir de olayı “yaptığımı beğenmedin mi ” ye bağlayanlar var. Allah aşkına ısrar etmeyin. İstemiyorsam istemiyorumdur. Zaten yemek istesem çekinmem yerim. Bu konuda hiç çekinmem.   

My Name is yesilkiraz 

Saat 06:43.  Tam bir saat önce uyandım. Uykum kaçtı. 1:30 gibi yattığım düşünülürse çok az bir uykuyla duruyorum  şu an.  Kendime Yolculuk yazısında az ye,az uyu,az konuşu kendime yol çizdiğimi yazmıştım. Az uyu kısmını sanırım abartıyorum.  Uyuyamıyorum. Her gün sabah 5 civarı uyanıyorum. Bazen zorla kendimi tekrar uyutuyorum, bazen de sesiz sedasız kimseyi rahatsız etmeden kendimce meşgul oluyorum. Kendimi dinliyorum daha çok.  Kendimi dinlemek için en uygun saatler oluyor.  Son zamanlarda ruhumu en çok  rahatsız eden şey suçluluk duygusu oldu.  Geçmişteki hatalarım, kırdığım kalpler, ettiğim gıybetler vs.   Bu suçluluk duygusu beni iyice sarıp sarmaladı. Sanırım aşmam gereken en büyük engelim bu olacak.  Kendimi affetmeyi öğrenmeliyim. O zaman doğru bulduğum şeyler şu an benim içimi kemiriyor ve bu beni mahvediyor.  Kendimi my name is Earl dizisinin baş kahramanı gibi hissetmeye başladım. Onun aydınlanma yaşaması için yüz bin dolarını kaybetmesi ve kaza geçirmesi gerekti. Şükür ki ben  bunları yaşamadım.  Yaşamakta istemiyorum ama bende kısmen karmaya inananlardanım .  “İyilik yapıp iyilik bulursam madem yaptığım kötülükler karşılığında ayy düşünmek bile istemiyorum.  Neyse işin özeti bu aralar ben pek iyi değilim.  Çok dalgınım,çok sessizim, çok mutsuzum gibi gibi.  Bu da bir süreç diye düşünüp zamanla bütün taşların yerine oturacağına inanıyorum. 

Saat erken olunca ben yine saçmaladım. Farkındayım.  Ama burası da benim ben olduğum nadir yerlerden biri. Konuşmak istemeyip daha çok yazmak istiyorum.  Bu blogda bana bu imkanı sunuyor.  Daha fazla uzatmadan eğer okuyan varsa teşekkür ediyorum kendisine çünkü ben bile kendi yazılarımı okunmazken sabır gösterip okudun 💐

Herkese neşeli günler diliyorum. 

Günler önceki cengaverliğim gitti yerini korkak bir kediye bıraktı.  Daha bir kaç gün önce cesurum korkmuyorum diyen bendim şimdi  ne oldu da korku kapladı her yanımı.  Olaylar öyle gelişti ki yürüdüğüm yol ikiye bölündü. Önümde iki yol var. İkisininde artısı eksileri var. Hangisini seçersem seçeyim diğerini seçmediğim için pişmanlıklarda yaşayacağım. Ve ben birini seçmek zorundayım hemen şimdi. Bütün bir hayatımı etkileyecek bu kararı hemen şimdi vermeliyim. Neden böyle önemli bir kararı tek başına vermek zorundayım ki. Neden seçtiğim herhangi bir yolda muhakkak birinin kalbi kırılmak zorunda ki.  Ne yapmalıyım bilmiyorum. Neyi seçmeliyim hiç bilmiyorum.  Korkuyorum hemde çok…